Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, Anayasa'nın 90. maddesinin son fıkrasının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının bağlayıcılığına dayanak olarak gösterilemeyeceğini belirtti. Uçum, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, bu düzenlemenin yargı kararlarına değil, uluslararası sözleşmeler ile kanunlar arasındaki norm uyuşmazlıklarına ilişkin olduğunu vurguladı.
Anayasa'nın 90. maddesinin son fıkrasının ilk cümlesi, 'Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz' şeklindedir. Maddenin son cümlesi ise 'Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır' ifadesini taşımaktadır.
Bazı çevrelerin AİHM kararlarına uyma zorunluluğunu bu hükme dayandırdığını ifade eden Uçum, söz konusu düzenlemenin tamamen norm uyuşmazlıklarına yönelik olduğunu savundu. Bu hükmün uygulanabilmesi için temel hak veya özgürlük konusundaki bir andlaşma ile kanun hükümleri arasında doğrudan bir uyuşmazlık çıkması gerektiğini belirten Uçum, uyuşmazlık durumunda andlaşma hükümlerinin esas alınacağını kaydetti. Bu değerlendirmenin ulusal merciler tarafından yapılacağını, yürütme veya yargı erkinin bu hükme göre hareket edeceğini sözlerine ekledi. Bu nedenle, düzenlemenin AİHM kararlarının uygulanmasıyla doğrudan bir ilgisinin bulunmadığını ifade etti.
Uçum, AİHM kararlarının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve ek protokollerine göre verilse dahi, bu durumun kararlara uluslararası andlaşma kimliği kazandırmadığını belirtti. AİHM kararının bir mahkeme kararı olduğunu, bir norm yani anlaşma hükmü olmadığını vurgulayan Uçum, bu sebeple norm uyuşmazlıkları için düzenlenen Anayasa hükmünün AİHM kararlarının uygulanmasına dayanak gösterilemeyeceğini söyledi. İkinci olarak, AİHM kararıyla herhangi bir kanun hükmü arasında doğrudan bir uyuşmazlık çıkmasının mümkün olmadığını dile getirdi. AİHM'in bireysel başvuru sonucu oluşan kararlarının ancak bir mahkeme kararı üzerine verilebildiğini, AİHM'in bir ülkedeki kanunla ilgili doğrudan karar veremeyeceğini, ancak incelediği mahkeme kararı üzerinden AİHS ve ek protokollerin hükümleriyle çelişen bir kanun hükmü varsa buna işaret edebileceğini belirtti. Bunun da Anayasa'nın düzenlediği anlamda doğrudan bir andlaşma-kanun uyuşmazlığı olmadığını ifade etti.
Üçüncü olarak, AİHM ihlal kararı durumunda, mahkemenin dosyayı yeniden ele alıp önceki kararı onaylamasının, bir kanun hükmüyle andlaşma arasında uyuşmazlık çıkması anlamına gelmediğini söyledi. Bu ihtimalde, AİHM kararının esastan kabul edilmemesinin nedeninin Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'ndaki (HMK) düzenlemeler olduğunu belirtti. Mahkemelerin kendi kararlarının geçerliliğini davanın türüne göre CMK (m. 323) veya HMK (m.380) hükümleri uyarınca teyit ettiğini, bu teyidin Anayasa m.90/son cümle gereği norm uyuşmazlığı olmadığını ve dolayısıyla Anayasa'ya aykırı bir durum oluşmadığını ifade etti. Bu nedenle, Anayasa'nın sözü edilen hükmüne dayanılarak AİHM kararlarına uyma zorunluluğunun ileri sürülmesinin ya bilgisizlik ya da bilinçli bir çarpıtma olabileceğini, ancak bu görüşün pozitif hukukla ilgisinin kesinlikle bulunmadığını kaydetti.
İlave bir not olarak Uçum, monist hukuka dayanak gösterilen Anayasa m. 90/sondaki hak ve özgürlüklerle ilgili uluslararası sözleşmelerin çelişki halinde kanuna üstün tutulması hükmüne benzer bir düzenlemenin Avrupa'da sadece dört ülkede bulunduğunu (AB sürecinin zorlamasıyla kabul eden Çek Cumhuriyeti, Hırvatistan, Romanya ve Bulgaristan) hatırlattı. Almanya ve Fransa dahil 50 Avrupa ülkesinde böyle bir hükmün bulunmadığına da dikkat çekti. Türkiye'nin yeni anayasasını yaparken bu hükmün muhtemelen muhafaza edilecek hükümler arasında yer almayacağını öngördü.