Türkiye, 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya'da Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı'na (COP31) ev sahipliği yapacak. Bu önemli etkinlik, küresel iklim kriziyle mücadelede ulusal ve uluslararası düzeyde atılacak adımların belirlenmesi açısından kritik bir eşik olarak görülüyor.
Gezegenin Dili platformu kapsamında hazırlanan özel ek, Türkiye'nin COP31 sürecindeki iklim sorumluluğunu çok yönlü bir bakış açısıyla ele alıyor. Enerji politikalarından kentleşmeye, karbon yönetimi stratejilerinden döngüsel ekonomiye, iklim finansmanından gençlerin sürece katılımına kadar geniş bir yelpazede konular masaya yatırılacak. Bu kapsamda, kamu kurumları, özel sektör temsilcileri, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları, kültür-sanat dünyası ve bireylerin iklim kriziyle mücadeledeki rolleri vurgulanacak.
COP, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında düzenlenen Taraflar Konferansı'nın kısaltmasıdır. İlk kez 1995 yılında Almanya'nın Berlin kentinde düzenlenen COP zirveleri, o tarihten bu yana her yıl farklı ülkelerde gerçekleştiriliyor. Bu konferanslarda, sera gazı emisyonlarının azaltılması, iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlanması, iklim finansmanı mekanizmalarının oluşturulması, karbon piyasalarının düzenlenmesi ve adil geçiş süreçlerinin yönetilmesi gibi hayati konular müzakere ediliyor. Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı COP31, bu müzakerelerin daha görünür hale gelmesi için önemli bir fırsat sunuyor.
COP zirvelerinde sıkça kullanılan Mavi Bölge ve Yeşil Bölge kavramları da önem taşıyor. Mavi Bölge, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sekretaryası tarafından yönetilen ve resmi müzakerelerin, toplantıların ve basın açıklamalarının yapıldığı alandır. Bu bölgeye yalnızca taraf ülke delegasyonları, devlet başkanları ve akredite edilmiş gözlemciler ile basın mensupları erişebiliyor. Yeşil Bölge ise kamuoyunun, özel sektörün, akademi dünyasının, gençlerin, yerli toplulukların ve sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelerek deneyimlerini paylaştığı, işbirliği olanaklarını görüştüğü bir alan olarak öne çıkıyor. Bu sayede COP süreci, sadece diplomatik bir platform olmanın ötesinde, toplumun tüm kesimlerinin katılımıyla daha geniş bir iklim gündemine dönüşüyor.
COP31'e giden süreçte emisyon azaltımı, fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçişin hızlandırılması, enerji verimliliğinin artırılması, temiz ulaşım sistemlerinin yaygınlaştırılması ve sanayide düşük karbonlu üretim modellerinin benimsenmesi gibi konular öncelikli gündem maddeleri arasında yer alacak. Bununla birlikte, sıcak hava dalgaları, kuraklık, su stresi, sel gibi aşırı hava olaylarına karşı uyum ve dirençlilik stratejilerinin geliştirilmesi, özellikle kentler ve yerel yönetimler için acil politikalar gerektiriyor. İklim finansmanı, kayıp ve zarar mekanizmaları, adil geçiş, karbon piyasaları, Ulusal Katkı Beyanlarının (NDC) güçlendirilmesi, biyoçeşitlilik, arazi kullanımı, yeşil binalar, döngüsel ekonomi ve gençlerin karar alma süreçlerine daha aktif katılımı gibi konular da COP31'de etkin biçimde tartışılması beklenen diğer önemli başlıklar olarak öne çıkıyor.