İklim aktivisti ve hukuk fakültesi son sınıf öğrencisi Seren Anaçoğlu, Türkiye'nin COP31'e yönelik şeffaf, ölçülebilir ve bilimsel bir yol haritası sunmasının kritik önem taşıdığını belirtti. Anaçoğlu, Türkiye'nin fosil yakıtlardan uzaklaşma, güçlü iklim mevzuatı oluşturma ve bilimle uyumlu politikalar geliştirme konusundaki sorumluluğuna dikkat çekti.
Bugün Türkiye'de gençlerin iklim mücadelesini değerlendiren Anaçoğlu, son 10 yılda nesillerarası adalet kavramında büyük bir değişim yaşandığını ifade etti. Kuraklık, aşırı sıcaklıklar, seller ve gıda krizlerinin artık geleceğin değil, bugünün gerçekleri olduğunu vurgulayan Anaçoğlu, bu krizlerin dezavantajlı kesimleri daha ağır etkilediğini söyledi. Gençlerin sadece farkındalık yaratmakla kalmayıp, hukuki süreçlere dahil olduğunu, politikaları tartıştığını ve uluslararası ağlar kurduğunu belirtti.
COP31'e ev sahipliği yapmanın Türkiye için hem uluslararası bir organizasyon hem de önemli bir farkındalık testi olacağını dile getiren Anaçoğlu, ülkenin yenilenebilir enerji potansiyeline rağmen fosil yakıt yatırımlarını sürdürdüğünü belirtti. Türkiye'nin 2045'e kadar en üst karbon emisyonu harcamasına ulaşıp, 2053'e kadar nötr olma hedefinin 1.5 derece hedefine uyum sağlamadığını ifade etti.
Anaçoğlu, kamu, özel sektör, yerel yönetimler, sivil toplum ve bireylerin genel söylemlerden çıkıp net politikalar konuşması gerektiğini vurguladı. Karar kurulları oluşturularak iklim politikalarının yönlendirilmesi ve toplu bir dönüşüm yapılması gerektiğini belirtti. Daha güçlü ve bilimle uyumlu bir ulusal katkı beyanına ihtiyaç olduğunu, mevcut hedeflerin iklim eylemsizliği içerdiğini düşündüklerini söyledi. Şeffaf, ölçülebilir ve uygulanabilir bir yol haritası ile bağlayıcı bir iklim mevzuatının gerekliliğine işaret etti. Özel sektörün ise sürdürülebilirliği iletişim stratejisi olmaktan çıkarıp gerçek emisyon azaltımı ve dönüşüm yatırımları yapması gerektiğini ekledi.
Gençlerin iklim kaygısını kolektif eylem gücüne çevirmesi gerektiğini belirten Anaçoğlu, dayanışma, bilgiye erişim ve ortak hareket etmenin önemini vurguladı. İklim adaletinin çevresel olduğu kadar hukuki bir hak mücadelesi olduğuna inandığını ve bu mücadelenin hukuk, diplomasi ve politika üretimiyle ilerlemesi gerektiğini söyledi. Kendisinin bir zeytin ağacı olmayı isteyeceğini, çünkü zeytin ağacının dayanıklılığı, hafızayı ve sürekliliği temsil ettiğini ifade etti.