Almanya Federal Meclisi, Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) terör örgütünün eylemleri, devlet kurumlarının aşırı sağ yapılarla olası bağlantıları ve ülkedeki güncel otoriterleşme eğilimleri üzerine bir toplantı gerçekleştirdi.
Sol Parti (Die Linke) tarafından düzenlenen ve 'NSU Karmaşası, Devletin Rolü ve Güncel Otoriter Dönüşüm' başlığıyla yapılan toplantıda, NSU cinayetlerinin aydınlatılması sürecindeki aksaklıklar ve devletin aşırı sağla mücadeledeki yetersizlikleri masaya yatırıldı.
NSU cinayetleri davasında müdahil avukat olarak yer alan Seda Başay, toplantıda yaptığı konuşmada, özellikle 2000 yılında Nürnberg'de öldürülen E.Ş. cinayeti özelinde, soruşturma sürecindeki devlet kurumlarının tutumunu eleştirdi. Başay, yıllar içinde verilen sözlere rağmen ders çıkarılmadığını ve 'Hukuk devletinde mi yaşıyoruz?' sorusunu kendisine yönelttiğini belirtti. Dönemin Başbakanı Angela Merkel'in NSU cinayetleri sonrası yaptığı açıklamalara rağmen somut bir değişim yaşanmadığına dikkat çekti.
Başay, Solingen'deki Bulgar ailenin evinin kundaklandığı olayda da polisin siyasi motif ihtimalini göz ardı ettiğini aktararak, bir hakimle yaptığı görüşmede kendisine 'Her şey bende var ama motifin siyasi olup olmadığı beni ilgilendirmiyor' denildiğini söyledi. Başay, 2026 yılına gelindiğinde dahi gelinen noktanın bu olduğunu ifade ederek, Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı'ndaki muhbir sisteminin kaldırılmasından yana olduğunu vurguladı. Muhbirlerin para karşılığında bilgi verdiğini ve güvenilirliklerinin sorgulanabilir olduğunu belirten Başay, 'Hukuk devletiysek şeffaf olunmalı, bilginin güvenilirliği ispatlanmalı' dedi. Muhbir sisteminin kaldırılması yerine yetki ve imkanlarının artırılmak istendiğini savunan Başay, bunun ciddi bir sorun teşkil ettiğini belirtti.
NSU davasında müdahil avukat Mehmet Daimagüler ise aşırı sağcı örgütler ve devlet kurumları arasındaki ilişkilere dair değerlendirmelerde bulundu. Neo-Nazi yapılanmasının önde gelen isimlerinden T.B.'ın Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı için muhbirlik yaptığını belirten Daimagüler, muhbir sistemindeki maddi teşviklerin önemine değindi. Daimagüler, bazı muhbirlerin para kazanma amacıyla gerçeğe dayanmayan bilgiler üretebildiğini söyledi. Brandt hakkında taciz ve çocuk pornografisi gibi yaklaşık 30 suçlama bulunduğunu ancak Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı ile bağlantısı nedeniyle hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğini anlattı. Aşırı sağcı yapıların devletten sağlanan mali kaynaklardan da faydalandıklarını savunan Daimagüler, 'Devletin para desteği olmasa bu örgütler yaşayamazlar' ifadesini kullandı.
Berlin Eyalet Meclisi Sol Parti Milletvekili Elif Eralp, devlet kurumlarının 'devletin menfaati' gerekçesiyle bilgi paylaşmamasını eleştirdi. Eralp, Berlin'deki Neukölln soruşturma komisyonunda görev yaparken bazı dosyalara ulaşamadıklarını ve yetkililerin sürekli 'devletin menfaati' gerekçesine başvurduklarını söyledi. Bu durumun kamuoyunun olayların ayrıntılarını öğrenmesini ve muhbirlerin faaliyetlerini ortaya çıkarmasını engellediğini ifade etti. Eralp, devlet çıkarının halkın ve burada yaşayan insanların korunması olması gerektiğini vurgulayarak, NSU davasında devlet kurumlarının muhbirlerle yakın ilişkilerinin ortaya çıkmaması amacıyla bazı dosyaların imha edildiğini savundu. Şeffaflık ve bilgiye erişim haklarının bugün de baskı altında olduğunu dile getiren Eralp, 'Kamuoyu olarak, milletvekili olarak ve genel olarak bilgiye erişebilmemiz şimdi yeniden kısıtlanmak ve engellenmek isteniyor' dedi. Eralp, NSU vakası ile günümüz güvenlik politikaları arasında bağlantı kurarak geçmişteki devlet ihmallerinden yeterince ders çıkarılmadığını belirtti.
Toplantıda konuşmacılar, NSU cinayetleri ve aşırı sağcı yapılanmalarla ilgili geçmişteki devlet ihmallerinin aydınlatılması için şeffaflık ve parlamenter denetim gerektiğini vurguladı. Güvenlik kurumlarına verilen yeni yetkilerin demokratik haklar açısından daha sıkı denetlenmesi çağrısında bulunuldu.
Almanya'da 2000-2007 yılları arasında 8'i Türk olmak üzere toplam 10 kişiyi öldüren, en az iki bombalı saldırı düzenleyen ve 15 banka soygunu gerçekleştiren NSU terör örgütünün varlığı ve üyelerinin cinayetlerdeki rolü, 4 Kasım 2011'de kamuoyuna yansımıştı. Almanya iç istihbarat servisi Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı'nda görevli muhbirler ve aşırı sağcı gruplara ilişkin bazı belgelerin, örgütün ortaya çıkış tarihinden kısa bir süre sonra imha edildiği belirtildi.