USD 49,11₺ ▲0.06% EUR 55,26₺ ▲0.08% ALTIN 6.535₺ ▼0.95% BTC 4,16M₺ ▼1.38% ☁️ Mugla 19°C
03 Ekim 2026

Marmaris Güncel

Yaşam • Moda • Kültür

Agop Dilaçar'ın Türk Diline Katkıları: Atatürk ile Şam'da Kesişen Bir Ömür
Kültür

Agop Dilaçar'ın Türk Diline Katkıları: Atatürk ile Şam'da Kesişen Bir Ömür

Türk dilinin gelişimine önemli katkılarda bulunan Agop Dilaçar'ın hayatı ve Atatürk ile kesişen yolları ele alınıyor. Dilaçar'ın dil çalışmalarına katkısı ve Atatürk'ün bu alana verdiği önem vurgulanıyor.

İmza: Marmaris Güncel Kültür Servisi Yayın: 👁 10,889

Türk dilinin gelişimine önemli katkılarda bulunan Agop Dilaçar'ın hayatı, 24 Eylül 1932'de Sirkeci Garı'na gelişiyle ayrı bir önem kazanmıştır. Sofya'dan gelen ve kendisini çiçeklerle karşılayanları gören Dilaçar, gazetecilerin de ilgisiyle karşılaşmıştır. Vakit gazetesinde yer alan habere göre, Sofya Darülfünunu eski Şark lisanları ve tarihi müderrisi Agop Martayan Efendi, kurultay müzakerelerine katılmak üzere şehre gelmiştir. Haberde, Gedikpaşa Amerikan Mektebi ve Robert Kolej'de eğitim aldığı belirtilen Martayan'ın, Sümer, Hint ve Avrupa dilleriyle Türk dilini karşılaştıran teknik tezlere ve İslam öncesi Türk harfleri üzerine çalışmaları olduğuna dikkat çekilmiştir.

Agop Martayan, 26 Eylül 1932'de Dolmabahçe Sarayı'nda başlayacak olan Türk Dil Kurultayı'na Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından özel olarak davet edilmiştir. Bu davetin nedeni, Martayan'ın Orhun Yazıtları üzerine Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan makalesidir. Atatürk'ün bu makaleyi okumasının ardından Martayan, İstanbul'a çağrılmış ve Dolmabahçe Sarayı'nda Atatürk ile görüşme fırsatı bulmuştur. Dilaçar, o anı şu sözlerle anlatmıştır: “Dolmabahçe Sarayı’nın giriş salonunda bekliyordum. Çok heyecanlıydım. Birden Mustafa Kemal Paşa’yı gördüm. İnönü ve arkadaşlarıyla dilciler yanındaydı. Beni uzaktan tanıdı. Arkadaşlarına ‘Evet o!’ anlamında başıyla bir işaret yaptı. Merdivenlere koştum. Ellerine sarıldım.”

Mustafa Kemal Paşa ile Agop Martayan'ın yolları ilk olarak 1917'de Şam'da kesişmiştir. Ermeni kökenli bir Türk vatandaşı olan Dilaçar'ın aile kökleri Yozgat ve Kayseri'ye uzanmaktadır. 1895'te İstanbul'da doğan Dilaçar, 20 yaşında Osmanlı ordusuna alınmış ve Kafkas Cephesi, Diyarbakır ile Halep'te tercümanlık görevlerinde bulunmuştur. Mustafa Kemal Paşa ile tanışmasını şu şekilde aktarmıştır: “1917’de Yedek Subay olarak Halep’te bulunuyordum. Orada dil bilmeyen bir Hintli subaya yardım etmek için İngiliz elçiliği ile temas ettim, inzibatlar beni casus zannetmişler. Sonra beni Halep’ten Şam’a gönderdiler. Beni orada Mustafa Kemal Paşa’nın odasına soktular. Paşa hakkımdaki ‘casus’ diye verilen raporu okudu, ‘Nesi varsa şu masanın üzerine koy bakalım’ dedi. Tabancam, ilmühaberim, bir de ‘Turkische Gramatik’, yani Türkçe Gramer adlı kitap Paşa’nın önüne kondu. Bu gramer kitabı ile Diyarbakır’da iken, Alman nakliye taburundaki subaylara Türkçe öğretiyordum. Paşa kitaba baktı. Sonra olayı benim ağzımdan dinledi. Ardından ‘Sen ihtiyat zabiti olduğun için askeri kanunları okumamışsın, senin esirlerle temas etmen yasaktır’ dedi. Sonra gramer kitabını gözden geçirdi. İlk defa olarak Latin harfleri ile yazılı Türkçeyi burada gördü!”

Macar Türkolog Gyula Németh'in söz konusu kitabı, Atatürk'ün dikkatini çekmiş ve Martayan ile uzun sohbetlere vesile olmuştur. Atatürk, Agop Martayan'ın yıpranmış giysisini görünce, mevzi kumandanlığına “Mülâzım efendiyi giydiriniz ve tabldotunuza dahil ediniz” talimatını vermiştir. Savaş sonrası 1922'de Sofya'ya yerleşen Martayan, Svaboden Üniversitesi'nde ders vermiş ve 1930'da Levski Sofya Kulübü başkanlığı yapmıştır. Ayrıca “Osmanlı ve Türkiye'de Spor Hareketleri” adlı bir kitap da kaleme almıştır.

1932'de Türkiye'ye yerleşen Agop Dilaçar, Atatürk'ün isteğiyle Türk Dil Kurumu'nda “baş uzman” olarak görevlendirilmiştir. Dilin sadeleştirilmesi ve yeni kelimeler bulunması çalışmalarında aktif rol almış, Çankaya ve Dolmabahçe sofralarında bulunmuştur. Bu sofraları, Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun deyimiyle birer “Sokratvari sempozyum” olarak nitelendirmiştir. Atatürk'ün dile verdiği önemi vurgulayan Dilaçar, bu amaçla Yakut Türklerinin dilini anlamak için yurt dışından Edouard Pekarski'nin dört ciltlik Yakut Türkçesi Sözlüğü'nü getirtmiş, ayrıca Çuvaş, Altay-Aladağ, Kumuk ve Balkar Türklerinin dilleri üzerine çeşitli sözlüklerin de Türkiye'ye getirildiğini aktarmıştır. Türk diline yaptığı katkılardan dolayı, 2 Ocak 1935'te yürürlüğe giren Soyadı Kanunu ile Atatürk tarafından kendisine “Dilaçar” soyadı verilmiştir.

Agop Dilaçar, 1936'daki Üçüncü Türk Dil Kurultayı'nda Güneş-Dil Teorisi'nin antropolojisi üzerine bir tez sunmuş, aynı yıl Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde dil dersleri vermiş ve 1943'te İnönü Ansiklopedisi'nin hazırlanmasında görev almıştır. Atatürk'ün askeri alanda da pek çok kelimeyi dile yerleştirdiğini, matematik ve geometri alanındaki yeni kelimelerin de Atatürk tarafından bulunduğunu belirtmiştir. 1936'da Atatürk'ün bir geometri kitabı yazma düşüncesiyle Süreyya Anderiman ile birlikte Haşet Kitabevi'ne gönderildiğini ve Fransızca geometri kitapları seçerek saraya götürdüklerini aktarmıştır.

İlgili Haberler