25 Nisan 1915 sabahı, Çanakkale kara harekâtının başlangıcı, arşivlerde rakamlar ve raporlarla yer almaktadır. Ancak bu tarihi anlar, 27. Alay Komutanı Gazi Binbaşı Halis Bey'in torunu Serdar Halis Ataksor'un evinde daha yakından hissedildi. Ataksor'un evi, adeta bir arşivden çok bir hafızayı barındırıyor; duvarlarda fotoğraflar, çekmecelerde belgeler ve vitrinde korunmuş nesneler bulunuyor.
Binbaşı Halis Bey'in 25 Nisan sabahı çizdiği bir kroki, ilk olarak gösterildi. Kroki üzerinde düşmanın karaya çıktığı 'mavi alan' ve Türk müdafaasının konumu işaretlenmişti. Bu çizim, bir subayın hem savaşan hem de kaydeden zihnini yansıtıyor. Ataksor'un izniyle krokiye dokunmak, tarihi somut bir deneyime dönüştürdü.
Fotoğraf albümünde yer alan kareler arasında, 25 Nisan sabahı cepheye ilk giden yaralı askerlerin fotoğrafları bulunuyor. 27. Alay'ın subay kadrosunu gösteren bir başka fotoğrafta ise isimler tek tek sayılırken, yüzler daha derin anlamlar taşıyordu. Çekmeceden çıkan bir çizim, Halis Bey'in Mustafa Kemal portresiydi. Ataksor, Mustafa Kemal'in asker kişiliğinin ötesinde sanatkâr bir karakteri olduğunu belirtti.
Anlatılanlar, doğrudan yaşanmışlıklardan çok kuşaklar arası aktarımlarla şekillenmişti. Ataksor, bilgileri babasından, babası da babaannesinden dinlediğini aktardı. Bu aktarım biçimi, Çanakkale hafızasının eksik hatırlanan ve parçalar halinde taşınan doğasını yansıtıyor. 27. Alay'ın Anzak çıkarmasına karşı koyan birliklerden biri olduğu ve Halis Bey'in cephede ağır yaralanıp birliğine geri döndüğü bilgileri, evin atmosferinde farklı bir ağırlık kazandı.
Ataksor, gençlere yönelik bir mesajında, Çanakkale ruhunu doğru kaynaklardan öğrenmelerini ve belgelere bakmalarını tavsiye etti. Bu evden ayrılırken akılda kalan, bir mesajdan çok, bir sabahın, bir insanın ve geride bıraktığı izlerin peşinden gitme hissi oldu.